Sokak basketbolunun her zaman simülasyon oyunlarının yakalamakta zorlandığı kendine has bir enerjisi olmuştur. NBA THE RUN net bir misyonla geliyor: oyun kitaplarını unutun, faulleri unutun ve sadece sahaya çıkın. Sonuç, uzun zamandır ekranlara gelen en erişilebilir basketbol oyunlarından biri.
Bu oyun aslında nasıl bir oyun
NBA The Run bir NBA 2K değil. Bu ayrım oldukça önemli. Simülasyon tarzı basketbol oyunları mekanikleri öğrenmek için harcanan yüzlerce saati ödüllendirirken, bu oyun size kontrolcüyü veriyor ve dakikalar içinde eğlenmeye başlamanızı bekliyor. Oyun, günümüzün NBA süperstarlarını alıp dünyanın dört bir yanındaki sokak basketbolu sahalarına yerleştiriyor; spor oyunlarının genellikle beraberinde getirdiği karmaşıklığı ortadan kaldırarak yerine saf, hızlı tempolu bir kaos getiriyor.
Arcade basketbol türü altın çağını 90'larda ve 2000'lerin başında yaşadı ve NBA The Run açıkça bu kaynaktan besleniyor. Yayın gerçekçiliğinden ziyade, saha enerjisine odaklanın.
"Pick-up-and-play" faktörü gerçek
Olay şu: çoğu spor oyunu yeni oyunculardan sessizce çok şey talep eder. Eğitimler, kontrol şemaları, mod menüleri, takım yönetimi. NBA The Run bu sürtünmelerin çoğunu devre dışı bırakıyor. Herkes bir kontrolcü kapıp basketbol veya genel olarak video oyunları hakkında önceden bilgisi olmasa bile oyuna dahil olabilir.
Bu erişilebilirlik bir zayıflık değil. Oyunun tüm olayı bu.
Oyun, momentumun hızla değiştiği ve hiçbir skor avantajının garanti olmadığı sokak basketbolunun kaotik tarafına ağırlık veriyor. Maçlar tasarım gereği kısa ve vurucu; bu da onu sadece 40 saatini harcamış oyuncuların değil, herkesin dahil olmasını istediğiniz "couch session"lar için mükemmel kılıyor.
Cazibe merkezi olarak NBA süperstarları
Kadro, güncel NBA yeteneklerinden oluşuyor ve bu da oyuna basketbol hayranları için anında bir çekicilik katıyor. Günümüz yıldızlarının bu tür bir arcade formatına uyarlandığını görmek kendi başına bir cazibe taşıyor. Stil kasıtlı olarak abartılmış durumda; oyuncuların sanal bir sahada hiçbir simülasyonun izin vermeyeceği hareketleri yapmasına olanak tanıyor.
Çoğu oyuncunun ilk girişte gözden kaçırdığı şey, saha çeşitliliğinin her maçın hissini ne kadar değiştirdiği. Farklı küresel konumlar sadece görsel arka planlar değil. Oyunun kaotik kimliğini besleyerek oturumların tekrara düşmesini engelliyorlar.
Bu oyun aslında kimin için
NBA The Run, derin bir basketbol simülasyonu arayan oyuncuları tatmin etmeyecektir. Bu oyuna bir eleştiri değil, dürüst bir çerçeveleme. Buradaki hedef kitle; hızlı, gürültülü ve sosyal bir şeyler isteyen insanlar. Bir "party game" olarak, kısa süreli bir eğlence aracı olarak ve basketbolu takip eden ancak oyuncu olmayanlar için harika bir giriş kapısı olarak mükemmel çalışıyor.
Buradaki anahtar nokta, oyunun kimliğine tamamen sadık kalması. Aynı anda iki şey olmaya çalışmıyor. Arcade kaosu ürünün kendisi ve uygulama bu vaadi tam olarak yerine getiriyor.
Daha derinlere inmeye hazır oyuncular için, kapsamlı NBA THE RUN strateji rehberleri, bir sonraki maçınıza çıkmadan önce bilmeniz gereken oyuncu eşleşmelerinden sahaya özel taktiklere kadar her şeyi kapsıyor.








