Genel Bakış
The Forest, ıssız bir yarımadaya düşen yolcu uçağının hayatta kalan tek bilinci yerinde yolcusu Eric Leblanc rolüne bürünmeni sağlıyor. Oğlun Timmy sen daha ne olduğunu anlayamadan kaçırılıyor ve o andan itibaren oyun iki iç içe geçmiş hedefe ayrılıyor: Onu bulacak kadar hayatta kalmak ve bu ormanda tam olarak neyin yaşadığını çözmek. Yüzey dünyası sık ormanlar ve kayalık kıyılardan oluşuyor. Altında ise çok daha karanlık sırları saklayan devasa bir mağara ağı bulunuyor.
Endnight Games, yaklaşık dört yıllık iteratif geliştirme sürecinin ardından The Forest'ı 30 Nisan 2018'de Steam Early Access'ten çıkardı. Ortaya çıkan nihai ürün; üs inşası, kaynak toplama ve savaşı tek bir tutarlı döngüde birleştiren ve ilk iniş şokunun ardından bile oyuncuyu içine çekmeye devam eden birinci şahıs bir survival horror simülatörü.

The Forest content image
Oynanış ve mekanikler
The Forest'taki temel survival döngüsü harika bir tempoya sahip. Gündüzleri ağaç kesmek, yemek toplamak, yapılar inşa etmek ve keşif yapmakla geçiyor. Geceleri ise inşa ettiklerini savunmak veya yeraltına çekilmek zorundasın. Bu ritim, mutant nüfusunun sabit devriye rotaları izlemek yerine zamanla senin davranışlarına göre tepki vermesi sayesinde gerçek bir gerilim yaratıyor.

The Forest content image
Öne çıkan mekanikler şunlar:
- Barınaklar, duvarlar ve tuzaklar inşa etmek için ağaç kesme
- Dallar, taşlar ve yağmalanan malzemelerden silah craft etme
- Açlık, susuzluk ve vücut ısısını yönetme
- Savaşmaya gerçek bir alternatif olarak gizlilik odaklı kaçış
- Hikaye ilerleyişi ve nadir kaynaklar için mağara keşfi
İnşa sistemi özel bir övgüyü hak ediyor. Dakikalar içinde basit bir barınak yapabilir ya da saatlerini harcayarak asma köprüleri ve çivili duvarları olan müstahkem bir sahil yerleşkesi kurabilirsin. Oyun seni hiçbir yaklaşıma zorlamıyor, bu da aynı uçak kazasından başlayan iki oyuncunun birbirinden tamamen farklı deneyimler yaşayabileceği anlamına geliyor.
Dünya ve atmosfer
Yarımada, keşfedilebilir hissettirecek kadar küçük ama seni sürekli şaşırtacak kadar yoğun. Her ağaç kesilebiliyor, bu da kaynakları tükettikçe ormanın kendisinin değiştiği anlamına geliyor. Yüzeyin altındaki mağara sistemleri ise oyunun atmosferinin gerilimden gerçekten rahatsız edici bir boyuta evrildiği yerler. Yeraltı gölleri, kemiklerle süslenmiş sunaklar ve bir araştırma tesisinin kalıntıları, yüzey dünyasının sadece ipuçlarını verdiği hikayeyi gözler önüne seriyor.

The Forest content image
Mutantlar, The Forest'ı sıradan survival oyunlarından ayıran detay. Sosyal yapıları var. Ölülerinin yasını tutuyorlar. Geceleri meşale taşıyorlar ve bazen sadece saldırmadan seni uzaktan izliyorlar. Bu neredeyse insani davranış, onları basit bir canavar AI'sından çok daha ürkütücü kılıyor ve uçağın düşmesinden çok önce bu yarımadada neler yaşandığına dair hikayenin finaline doğrudan katkıda bulunuyor.
The Forest tek başına mı yoksa arkadaşlarla mı oynanmalı?
The Forest, 8 oyuncuya kadar co-op multiplayer desteği sunuyor ve grup içindeyken deneyim belirgin şekilde değişiyor. Kaynak toplama hızlanıyor, üs inşası ortak bir projeye dönüşüyor ve arkadaşların yanındayken korku unsuru biraz daha hafifliyor. Tek oyunculu mod ise hikayenin etkisini artıran o yalnızlık hissini koruyor; özellikle hikaye bağlamının netleştiği sonraki mağara bölümlerinde bu çok daha belirgin.
Her iki mod da aynı dünyayı ve ilerlemeyi paylaşıyor, yani hiçbir içerik multiplayer'a kilitli değil. Seçim, ormanda tek başına olmanın tüm psikolojik ağırlığını mı yoksa ikinci duvarın nereye konulacağı konusunda kaçınılmaz olarak tartışmaya başlayacak bir grubun kaotik verimliliğini mi istediğine bağlı.

The Forest content image
İçerik ve tekrar oynanabilirlik
The Forest, hikayeye odaklanan ilk oynanışta yaklaşık 15 ila 20 saat sürüyor, ancak ucu açık survival modu bunu süresiz olarak uzatabiliyor. Peaceful modu, inşa etmeye odaklanan oyuncular için savaşı tamamen ortadan kaldırırken, standart ve hard survival modları tehdit seviyesini buna göre ayarlıyor. Hikayenin sonu sabit olsa da, ona giden yol yeterince değişken; bu yüzden ne aradığını bildiğin ikinci bir mağara turu bile ilk seferinden çok farklı hissettiriyor.







